Milliyetçi - Ülkücü Hareket’in 1970’lerde, kanlı kavga günlerinde teşekkül etmiş değerleri ve temel dinamikleri vardır. Bu değerlerden ilk ikisi “Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve Ülkü Ocakları’na saygı”dır.
Bu hassasiyeti “teşkilata ölümüne ihtimam göstermek” şeklinde özetleyebiliriz. Bunun sebebi, insanların ölümlü olması ve davanın nesilden nesile, teşkilat sayesinde yaşatılmasıdır.
Bu değerleri, 70’lerin sıcak çatışma ortamında kazanmış veya bunların önemini büyüklerinden öğrenmiş olan Ülkücüler, ne kadar kızarlarsa ve küserlerse küssünler MHP’nin ve Ülkü Ocaklarının kurumsal kimliğini rencide etmekten çekinirler. Ağlasalar da gülseler de gitseler de gelseler de, ölseler de kalsalar da, MHP’nin ve Ocağın değerini ve önemini asla reddetmezler.
Bu, MHP’nin şanlı mazisi önündeki bir “esas duruş”tur.
Dava hassasiyetiyle başlayıp zamanla tabii bir bilinç haline gelen bu duruş, MHP’lileri, modern kitle partilerindeki şımarık idareci kopukluğundan ve yapmacık siyasi tavırlardan uzaklaştırır. Devlet Beyin “bizde taban yoktur, Ülküdaşlık vardır” derken kastettiği budur. Bir Ülkücü, samimi ve candan olanı, yapay ve sahteci olandan iki dakikada ayırabilme kabiliyetine sahiptir.
Bu cümleden olarak MHP’li yönetici, koltuğunun üç önemli değerin taşıyıcısı olduğunu bilir:
- Bunlardan birincisi “Liderin temsili”dir. (Lider aynı zamanda Başbuğ’un siyasi halefi, ideolojik temsilcisi ve ahlaki varisidir.)
- İkincisi, o koltukta kendisinden daha önce ölümü göze almış bir büyüğünün oturduğu bilincidir. (MHP, 1 Bakan, 3 İl Başkanı, 1 İl Belediye Başkanı ve 28 İlçe Başkanını şehit vermiş tek siyasi partidir.)
- Üçüncüsü ise kurumsal kimliğin gelişme döneminde kendisi şahsen ölümü göze almış bir MHP’linin o koltukta siyaset yapabilmesi için yine gencecik Ocaklıların şehitler vermiş olduğu gerçeğidir.
Bütün bunlara ilave olarak, bir MHP’li idarecinin gırtlağının 40 değil, 41 boğum olmasını gerekli kılan dördüncü hakikat ise şudur:
1- Siyonist, kapitalist ve emperyalist sermaye gücüne yaslanmış medya tarafından sürekli takip altında tutulması,
2- Her türlü karşıt ideolojik mahfilin MHP’nin açığını kollamakta olması ve
3- Düşmanın, MHP’ye yönelik oyunları, kişisel zaaflar üzerinden kurmasıdır.
Geçmişte bunun örnekleri yaşanmıştır, Devlet Bey'în bu konudaki hassasiyeti ve tavizsiz tutumu malumdur.
***
Ülküdaşlık hukukuyla partisine bağlı olan MHP’lilerin MHP’li bir yöneticiden beklediği marifet, iş, aş veya eş değil, MHP’nin kurumsal kimliğini saygıyla ve ihtimamla temsil etmesidir.
Bu masum ve idealist beklenti, MHP’nin gücünü, itibarını ve partiye yönelik sempatiyi har vurup harman savuran keyfi gıcır yönetici tipinin MHP’de “istenmeyen adam” olarak görülmesinin en önemli nedenidir.
Aynı sebeplerle orta sınıf sükunetinden veya gariban tevazuundan yoksun zenginler çok dikkatli hareket etmedikleri zaman MHP’de pek sevilmezler. Çünkü çile yıllarında doktrine olmuş, serdengeçti MHP’liler, “rahat” adamların “Ülkü denen nazlı gelini” üzebileceğinden endişe ederler.
Ülkücüler, "Esas Duruş"unu çabuk bozan adamdan pek haz etmezler.
Türkiye gibi henüz dertleri bitmemiş bir ülkede, millet geçim derdiyle boğuşurken, “Önce Ülkem ve Milletim” şiarıyla hareket eden MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi aşırı bir neşe ve mutluluk içinde göremezsiniz, sesli bir kahkahasını duyamazsınız.
Alemde nizam ziyadesiyle bozuktur, Kızılelma henüz küçük bir fidedir, Turan yolunun çakıl taşları bakıma muhtaçtır. Dolayısıyla edep ve hayâ, Devlet Bey için sadece doğal ve karakteristik bir meziyet değil bilinçli bir ideolojik vecibe olarak tezahür etmiştir.
Ayrıca şehitlerin emanetine duyulan saygı da bunu gerektirmektedir.
Ülkeden ve milletten “sonra partim ve ben” şeklinde devam eden söylem, egonun partinin itibarından daha yüksek tutulamayacağını gösterir. Yani “nefis” dördüncü sıradaki yeriyle barışık olmalıdır.
Buradan, “hiçbir MHP’linin, hiçbir polemikte, MHP’yi gözden düşürecek bir söylem üretemeyeceği” hükmü çıkar.
Çünkü, şuna inanırız ki “MHP’nin ardı vatan”dır!.. Yani MHP, Türk Milletinin “son kalesi”dir. MHP zarar görürse, bundan ülke, millet, davamız ve ülkülerimiz zarar görecektir.
Özetle insan iradesi ve emeğiyle elbette eşref-i mahlukattır, ama hiçbir nefis, hevâ ve heves, MHP’den daha değerli ve önemli değildir.
***
Bir Kısa Hikâye:
Gökçeada’ya Kırşehir’den 6 arkadaş sürgün gittiğimizin ertesi günü, Gökçeada tarihinde okul hakimiyetini ilk kez ele geçirdiğimiz bir yemekhane kavgası yaşamıştık. Ufak tefek yaralarımız vardı ama olsun, Komünistler, birkaç günlüğüne de olsa “Moskova'daydı!..”
Yatakhanede arama yapmış, sopalı zincirli zulalarını patlatmıştık. Okulun anons hoparlörüne verdiğimiz Mehterden sonra sıra Şamil oynamaya gelince birden topalladığımı fark etmiş; hızla kendimi düzeltmiştim. Yürürken ağrımı artırmasına rağmen bir tabure darbesiyle sakatlanan dizimin üstüne düzgün basmaya devam ediyordum. Gözümden yaş gelse de topallamıyordum.
Yaşım 17’ydi, çok da mühim bir adam değildim, ama “düşmanın yara aldığımızı görüp de sevinmesini” istemiyordum.
Ülkücülük böyle bir şeydir. Biz böyle öğrendik. Teşkilatın şanı için bazen fiilen acı çekersiniz, kan kussanız da, “kızılcık şerbeti içtim” dersiniz.
Eğer bir teşkilat görevi aldıysanız, “bilseniz ne çok sıkıntım var!” diye ağlamazsınız!
Gücünüz kafi gelmiyorsa, aklınız liderin takım oyununa yetmiyorsa istifa edersiniz.
Bütün galaksinin duyacağı şekilde bağırarak “MHP’de şöyle şöyle bir durum var” diyemezsiniz!
Söz direkt Lidere, Teşkilat başkanına gider. Çünkü MHP’de hain bulundurmamak Liderin görevidir. MHP'ye hepimiz sahip çıkarız, ama böyle bir durumda Liderden başka kimsenin çözüm yetkisi yoktur. Öyleyse bunu bilmenin bize zulümden başka ne faydası vardır.
Hırsızını poster yapıp duvarına asan meczup fanatikler aleminde, edebiyle tek yumruk olup, düşman çatlatmak varken “MHP’de taht kavgası var” iddiasındaki düşmanı rahatlatmak kimin işine yarayacaktır? Bırak kendi çalsın oynasın, yalanını yüzüne vur, dava aç, tazminat kazan… Düşmanın tezine referans olmak, hangi akla hizmettir?
Ülkücülükte kaide, bir teşkilat yöneticisiyle ilgili bir sıkıntı gördüğünüzde bunu dedikodu malzemesi yapmadan bir üst makama (sessizce) rapor etmektir.
Rapor edemiyorsanız, zaten en azından bu hususta “kaleminiz kırılmış, yazmıyor” demektir. En azından mürekkebiniz bitmiş, güven krediniz tükenmiştir.
***
Dünya, Pentagon’un interneti keşfetmesinden ve 1990’larda “World Wide Web” aşamasına geçmesinden sonra 2000’lerde Sosyal Medya”yla tanışmış ve “Gutenberg Galaksisi”nden “İnternet Galaksisi”ne geçmiştir.
Zuckerberg hesabınız, bir Gutenberg arşivi değildir. Sosyal medya hesapları, “Dijital Kapitalizm”in elinde birer algoritmik reklam sermayesidir. Göz bebeğimizi halkın ve hakkın gözünden düşürecek söz, söylenti, tahmin ve telakkiler, internet galaksisinin konusu değildir.
İnsanların kendi sermayelerinden veya kendi itibarlarından vazgeçme ve onları har vurup harman savurma hürriyetleri vardır. Ancak hiçbir faninin, mevzi kazanmak için MHP’nin ciltlere sığmayacak şanlı itibarından bir kuru sayfa siftinmeye bile hakkı yoktur.
50- 55 yıldır eline gazeteyi aldığında, bin harfin arasında sadece üç harfi, “M H P”yi, saniyesinde görüp, “Bakayım ne demişler yine benim Leyla’ma!..” diye kalbi çarpan, davasına aşık Ülkücülerin partisidir MHP…
Lideri sapasağlam ayaktadır.
Divanı, milletvekilleri, özel kalemleri, enstitüleri, sözcüleri, gözcüleri, korumaları, özel tespit büroları, gönüllü fedaileri vardır.
Komünizmin, Kapitalizmin, Siyonizm’in ve her türlü Emperyalizmin öldüremediği bir MHP’ye düşman lakırdısının vereceği zarar, sadece geçici bir mide bulantısıdır. Biz “dostun gülü”ne itibar ederiz.
Filhakika, düşman da buna bakmaktadır. İçeriden verilecek bir referans, düşmanın bin iftirasından daha zararlıdır.
Son kalemiz MHP dualıdır.
Sorumluluk makamları, haklı- haksız ifşaata, yerli- yersiz tezvirata kapalıdır.
MHP’nin itibarı, öz kardeşiyle kavga etmek pahasına ömrünü partisine verip karşılığında bir kibrit çöpü bile almamış milyonların karasevdasıdır, muradıdır.
Üzerinde tepinmeye gelmez, her makamında şehitlerin hatırası, emaneti vardır.
Ve şimdiki MHP’liler…
Onlar, nice yeniçeriler, nice akıncılar, sipahiler, azaplar, deliler, beşliler gelip geçtikten sonra nizamını bozmayıp, son kaleyi savunanlar, burçların dibindeki siperleri yorgun bedenleriyle dolduranlardır.
Çok iyi bilirler ki “gırtlak kırk boğumdur” ve “söz gümüşse sükut altındır.”
O vefa zümresinin hatıra evreninde sancısız düşünmeye, kaygısız gezinmeye gelmez…
Hepsi, şiddete karşı şerbetli, fitneye karşı dualıdır.
Onlar, devlet kurup, devlet yıkmış atlıların evlatlarıdır.
Başbuğ Alparslan Türkeş’in lekesiz bayrakları,
Lider Devlet Bahçeli’nin yiğit bozkurtlarıdır.
Siz onları öldü sanırsınız, ama onlar hep 19 yaşındadır!
Arada bir gümüş atlarına biner, kutlu sükut seferlerine çıkarlar…
Sabırla bilenmiş kılıçları altındandır.
Duruşlarına bakıp da öldü sanmayın!..
Siz giderken, onlar dönüyorlardır.
________
Saygıyla...
Şükrü Alnıaçık
29 Mart 2026