Akıl Penceremden: Türkiye’yi Birlikte Düşünmek
Güvenlik Algısının Dönüşümü: Sınırdan Siber Alana, Ekonomiden Dayanıklılığa
Güvenlik artık sadece “askeri tehdit” demek değil; yaşamın sürekliliğini koruyabilme meselesi.
Kısa hatırlatma
Bu hafta Türkiye’nin bölgesel rolünü konuştuk; ardından yeni ittifakları ve kırılmaları, çok kutuplu düzende denge sanatı üzerinden değerlendirdik. Şimdi üçüncü adımdayız: Güvenlik algısı nasıl değişti?
Güvenlik algısı neden değişti?
Çünkü tehditler değişti. Eski dünyada güvenlik, daha çok “sınır” üzerinden tarif ediliyordu. Yeni dünyada güvenlik şu alanlara doğru genişledi:
NATO’nun siber savunma yaklaşımı ve 2024 Zirvesi’ndeki siber kapasite vurguları, bu dönüşümün kurumsal düzeyde de benimsendiğini gösteriyor.
AB’nin Stratejik Pusula yaklaşımı da hibrit tehditler ve teknoloji boyutunun güvenlik gündeminde merkezileştiğini vurguluyor.
Türkiye açısından “güvenlik” neyi kapsamalı?
Türkiye’nin güvenlik algısı, coğrafya nedeniyle zaten genişti. Fakat artık iki yeni vurgu daha ekleniyor:
1) Dayanıklılık (resilience)
Dayanıklılık; afetlere, siber saldırılara, tedarik şoklarına, dezenformasyona karşı “ayakta kalabilme” kapasitesidir. Bu, askeri güç kadar; kurumların koordinasyonu, yerel yönetimlerin kapasitesi, özel sektörün hazırlığı ve toplumun bilinç düzeyiyle de ilgilidir.
2) Teknoloji egemenliği
Teknoloji artık sadece ekonomi konusu değil; dış politikanın ve güvenliğin de ana unsuru. Savunma sanayii, siber güvenlik, veri yönetimi, kritik yazılım ve donanım bağımlılıkları… Güvenlik algısı bu alanlara kayıyor.
Toplumun güvenlik algısı: “geçim” ile “güvenlik” birleşiyor
Bugün toplum güvenliği sadece asayiş olarak okumuyor. İnsanlar “güvenlik” deyince;
Yani güvenlik algısı giderek “yaşam kalitesi” ve “kurumsal güven” ile birleşiyor. Bu, güvenlik kurumlarının değil; bütün devlet kapasitesinin meselesi.
Sonuç: Güvenliği genişletmek, askeri alanı küçültmek değildir
Güvenliği genişletmek, klasik savunmayı küçümsemek demek değil. Tam tersine: klasik savunmayı, siber/hibrit/ekonomik güvenlikle birlikte yönetebilmektir. Yeni dönem, “tek başına güçlü olmak” değil; birlikte çalışan kurumlar ve dayanıklı bir toplum inşa edebilmek dönemidir.
Bu haftayı burada kapatırken, gelecek hafta “Şehirler, Hayat ve Gelecek” başlığına geçeceğiz. Çünkü güvenlik algısının en somutlaştığı yer, şehirlerdir: barınma, altyapı, ulaşım, göç, sosyal adalet ve yaşam kalitesi… Bir ülkenin geleceği, şehirlerin dayanıklılığıyla doğrudan bağlantılı.
Cuma Düşüncesi
Bugün Cuma… Koşuşturmanın içinde bir durak, sözümüzü ve niyetimizi tarttığımız bir gün. Tüm kıymetli okuyucularımızın Cuma’sını gönülden tebrik ediyorum. Dualarımızın; gönlümüze huzur, aklımıza berraklık, ülkemize birlik ve selamet getirmesini diliyorum.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden – Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr
#güvenlikalgısı #dayanıklılık #hibrittehditler #sibergüvenlik #kritikaltyapı #NATOsibersavunma #ABStratejikPusula #stratejikakıl